20 Aralık 2013

" Asuncion "

Güzel kalpli insanların şehri Asuncion.
Paraguay enteresan bir ülke...Asuncion ise her gün daha farkli sekilleniyor gözümde. 
Gündüzleri sokaklarda insanlar çoluk çocuk herkes var, islerine evlerine gidip geliyorlar.Ellerinde bir termos surekli terere icmekteler.Burda herkesin elinde matenin soguk icilen hali terereyi gormek mumkun. Okula ise giderken surekli yanlarinda tasiyorlar.Guney amerikanin en sicak sehri Asuncion.sicaklik gündüzleri 40 45 dereceyi buluyor. Hissedilense daha fazla sanki. Her sey normal hayat standartlarinda gelisiyor gun icersinde. 
Geceleri ise bir sessizlik çöküyor şehre. 
Sanki terkedilmiş gibi boş sokaklar..
Bir kac yaşam belirtisi dışında her yer kapalı. 
Hafta içlerinde eglence yerlerinde yeller eserken haftasonu oldugunda bir cok farkli yerde gencler egleniyorlar. Fakat bu kadar tamamiyle. Ekstra bir sey gormek mümkün değil. 

Hafta ici gunlerde kendimi video oyununda gibi hissediyorum.Sokaklarda gezerken karşıma bir anda zombiler cikacakmis gibi geliyor :) o derece ıssızlasiyor.Eski donemden kalma evlerde cabasi.Ayni korku filmlerindeki gibi.Gunduz gözüme normal gelen ve farketmedigim her seyi gece oldugunda daha net gorebiliyorum.Karanlik coktugunde degisiyor her sey. Rio gibi mi derseniz alakasi yok. Mesela gece sokakta yurudugumde kendimi o kadar guvensiz hissetmiyorum. Rio kadar tehlikeli degil. Sokakta kimse olmayinca tehlikede arzetmiyor :) 
Insanlari tanidikca düşüncelerim degisiyor.Daha evvel soyledigim gibi yuzlerinde bir hüzün mevcut fakat konustugumda kalplerindeki sicakligi ve yardimseverligi hissedebiliyorum. Her hangi bir durumda yardim etmekten ya da en azindan etmeye calismaktan dolayi mutlu oluyorlar. Turklere cok benzer yonleri var bu acidan. Yemekleri benim damak tadima uygun :) maalesef ben vejeteryan olamiyorum. Ozellikle bu ulkelerde vejeteryan olabilmek benim acimdan cok zor.Dana ve domuz etinin alasi var. Bir kisilik guzel bir et yemegi ve yaninda bir litre bira ki burda inanilmaz bira tuketiliyor, boyle bir yemege yaklasik 20 lira para veriyorsunuz. Bu bahsettigim guzel bir restaurant icin gecerli olan fiyat. Sokaktaki esnaftan deli gibi yiyip 10lira vermekte mümkün ki ben bunu tercih ediyorum :) pis olup olmadigina bakmadan yiyorum tabi dikkatli olmak lazim daha evvel arkadaslariminda denedigi bildigi esnaftan yemeye calisiyorum boylece hem mideyi hemde butceyi koruyorum :) burada para birimi guarani. 1 dolar 4,5 guaraniye denk geliyor.kisacasi cebinizdeki dolarla burada bir anda zengin olmak mümkün. Turkiyenin eski para birimleri gibi binli para birimleri var. 1000 guarani = 1 mil. Bu şekilde kullaniyorlar. Otobus bileti mesela 2 mil. Yani 0,5 dolar cent bile etmiyor. Her sey bu kadar ucuz eeee ?? Eee si insanlar ona gorede maas aliyorlar yani dunyanin her yerinde oldugu gibi aslinda degisen birşey yok. Nasil Küba'da doktor maasi 20 dolar ise ve ona gore yasiyorlarsa burada da ayni seyler gecerli. 
Burdaki 6.gunumde bir suru guzel arkadas edindim.onlarla birlikte sehri gezip sohbetler ediyorum. Muzik yapabilmek adina bir kac plan icersindeyim yeni insanlarla tanistikca daha da hevesim artiyor sokak sanatciligina :) küçük bir sehir olan Asuncionda her yere tabanvay gidiyorum. Her yerden her yere gidebilmek cok kolay. Sehir merkezine yakin bir hostel secmek en mantiklisi burada. Ama ben bugun hostelden ayriliyorum ve arkadaşımın daveti uzerine bir sure onda kalarak hostel masrafindan kurtuluyorum. Yoldayken cebi en cok hasara ugratan iki sey hostel ve otobus masrafi. Bu sebepten kendin gibi insanlar bulup arkadas olup onlarin davetlerini kabul etmek en mantiklisi. Guven acisindan nasil bu kadar kolay mi derseniz de e tabi o kadar kolay degil ama rahatsiz oldugunuz bir durumda cantanizi alip cikip gidebilirsiniz. Kafamda aman basima cok kötü bisi gelir düşüncesi tasiyarak kendime kötü enerjiyi çağırmiyorum.

Suanda burada mutluyum.Bir sure daha burada kalmayi planliyorum cunku bu sakinligi sevdim.Benim icin guzel bir secim suanda.
Yilbasini burada geçirdikten sonra tanistigim koreli arkadaslarla sokak muzigi yapmak adina konusmalar icersindeyiz.Onlarda Bolivyaya gitmeyi planliyor belki yollar birlesir ve beraber devam edebiliriz.Her gun yeni bir sey oluyor ve bu his eski monotonluktan kurtulmus olma hissi muhteşem.

Güzel ve duru sehir Asunciondan sevgiler. 
Yamır


16 Aralık 2013

´´ Kayip ´´

1800 yillarin ortasinda Arjantin , Uruguay ve Brezilya ile girdigi 3lu savas sonrasinda cok buyuk yikima ugramis bir yer Paraguay.. Savas oncesi refah ve huzurun hakim oldugu bu ulkede savas sonrasi neredeyse her sey tamamen degismis ve akil almayacak bir sekilde insanlar maddi zorluk ve mutsuzluk yasamislar.. Tanisip konusunca aslinda ne kadar tatli olduklarini ve yardimsever olduklarini anliyorsunuz , fakat nedense yuzlerinde bir mahsunluk bir huzun mevcut.. Savas sonrasi tum hayatlari degismis bir populasyondan bahsedersek evet belkide bu huzun oradan geliyor.

Gercekligin ortasindayim.Hissedebiliyorum.Rio ile alakasi olmayan bir sehirdeyim .
Asuncion.
Evet herkesin bahsettigi anlattigi gibi ucuz her sey burada.Hostelde,yemeklerde,yasamakta ucuza.
32 saatlik bir yol sonunda buraya ulastigimda benim ilk hissettigim yolun gercek anlamda basladigiydi.
Rio terminalden PLUMA sirketine ait inanilmaz eski bir otobusle vardim bu ulkeye.
Otobuste ben haric bir kopekcik iki rahibe ve 40 kusur insan vardi.
Hayatimin en enteresan ve en uzun yolculuydu diyebilirim.

Suanda daha evvel arkadaslarim Burak ve Muzo´nun kaldigi hosteldeyim.Sehir merkezine cok yakin.

An itibariyle fotograf paylasiyorum ufak bir problem var ama facebooktan paylasmaya calisacagim.

 ' ygmrgzl88 ' facebook profilimden herkese acik fotolara ulasabilirsiniz bu ulkeyi ve dahasini gormek isterseniz.



Simdilik Hoscakalin .



11 Aralık 2013

" Sokaklar "

Gün geçtikçe çok farklı hayatların farkına varıyorum.Istanbuldaki hayatımdan cok ama cok farklı bir ortamdayim ve bunu beni her gecen gun daha cok düşünmeye sevk ediyor.Sunu anladim ki ben oraya gidin bunu yiyin sunu görün tadinda bir blog yazari degilim.Ben sanki daha cok anilarini yazan bir gezginim.Cunku cebimde cok para yok cunku aradigim nerde ne yenir neresi gezilir vb degil.elbette Rioda oldugum sürece elimden geldigince gezmeye gormeye calistim fakat icimde hissettiklerim daha farkli.Yani tatil tadinda degilde daha cok hayati ogrenmeye yonelik bir seyahatteyim ben.Insanlarla elindekini paylasmayi ya da paylasilani kabul etmeyi ogrenmeyi.Ortak yasamanin zorlugu kadar guzelligini.Mumkun oldugunca az parayla yasam surdurebilmeyi.Ve sokaktaki insana daha fazla saygi duyabilmeyi.Burda evi paylastigim arkadaslarimin cogunlugu seyahat ederken calisiyor.ya sarki soyluyorlar ya muzik yapiyorlar ya da el isi aksesuar yapip satiyorlar.hepsinin bir yetenegi var.onlarla vakit gecirirken anlıyorum ki ben baya bosmusum :) 
Arjantinli arkadaslarim Maite ve Agustin .

Bana ilham veriyor tanistigim herkes.ya da nasil biri olmak nasil yasamak istedigimin yavas yavas farkina variyorum.bu şehirde, benim nasil yasamak istedigim konusunda tam olarak bir örnek gibi.

Insanlarin gercek anlamda medeniyeti burada yasadigini düşünüyorum.Bunun rahatlikla ya da istedigini yapabiliyor olmakla alakasi hem var hem yok.enteresan bir hayatlari var.kelimelere döküp anlatabilmek biraz zor.

An itibariyle cuma gunu icin bilet aldim ve artik Paraguay'a gecis yapacagim. Burada gormem gereken en onemli ve en cok istedigim yerlerden birine ziyaretimi yaptim ve artik gitmek istiyorum.


Corcovado.
Yani meshur Cristo Redentor.ya da diger adiyla Christ the Redeemer. Ya da türkçe mealiyle Kurtarici Isa.

Zamaninda ruyalarimda gördüğüm bu sehri simdi Jesus' in yanindan ayaklarımın altinda görüyorum. 
Inanilmaz bir an. Kaldiginiz yer neresiyse her yerden Corcovado ya otobus var ama Cristoya cikma icin ya tren ya otobus ya da yürüyüş yapmaniz gerekli. Yürüyüş tam 2bucuk saat kadar. Otobüs 20reais. Tren sanırım biraz daha pahali. Ben otobusu tercih ettim. Cok sistemli bir sekilde dagin tepesine kadar cikiyorsunuz. Cristo giris ucreti 31, 36 reais. Biraz pahaliya geliyoe ama onca zaman bekledigim bu ani kacirmak istemiyorum. 



Cristoyla selamlasip manzaraya dalarak Free Bird'u dinledikten sonra yoluma devam ediyorum.

Aksam evdeki tum arkadaslarla Lapa'ya samba street party'ye gitmek uzere buluşuyoruz. Lapada haftanin bir kac gunu bu tarz etkinlikler var.zaten samba clublerde genel olarak orada mevcut.clubte ucretli seyretmek mumkun.sokakta ise bedavadan eglence var :) 


Cok eglenceli bir aksamdan sonra eve dönüyoruz.

Bir kac gündür Agustin ve Maite ile gezip onlar muzik yaparken bende yeni insanlarla tanisip sohbet ediyorum. Bernardo'nun el isi aksesuarlari tasiyip satmaya calisiyorum ama becerebildigim soylenemez :)) genede cok keyif aliyorum.bir caba icersinde olmak ve yeni deneyimler edinmek inanilmaz heyecan verici.

Fakat artik kendi yoluma gitmeliyim.Paraguay benim icin daha farkli bir baslangic daha olacak.cunku latin amerika asil oralarda basliyor.ordaki hayatlari cok merak ediyorum.
Cuma günü yolcuyum.


8 Aralık 2013

" Yerel "

Dün uzun zamandır beklediğim konser biletini almak icin Barra da Tijuca'ya gittim.Burda insanlar hic bir sekilde yer yön otobüs numarasi vb seyleri bilmiyor :) Kocaman bir konser salonlari var ve ondan haberleri yok nasıl gidilecegini bilmiyorlar.Ne garip dimi ? Bizim oralarda her seyi bilmek zorunlu olduğu icin ben alışmışim herkesten ayni yonlerdirmeleri bekliyorum.Turkiyede herhangi birine bir sey sor bilmesede muhakkak biliyormus gibi yapar bir yerlere gonderir :)) burda o imkansiz.gonderirlersede yanlış gonderiyorlar yasadim ordan biliyorum :)) Botafogo'dan Barra da Tijuca'ya iki otobüsle gidiliyor. Once 316 ile terminale geciyorsunuz.terminalde tekrar 803 numaraya binip Barra tarafına gidiyorsunuz.Inanilmaz guzel bir dag yolundan tünellerden geciyorsunuz.Sehiri gercekten ormanin icine insaa etmisler.En az zararla yapilasma var.Bu sebepten her yer orman koca koca agaclar ile dolu.Fakat ne olursa olsun burada inanilmaz bir trafik var ayni istanbul gibi hic farki yok.aksam saatlerinde bir trafik basliyor olme essegim olme :)



Gittigim yer Citibank Hall adinda bir konser salonu.Alisveris merkezide mevcut aslinda alisveris merkezi ayri burasi ayri bir olay ama icice yapmislar.hayatimda ilk kez burda dilek soran noel babadan gördüm :) amcam o kadar yasliydiki uyuyordu resmen hehhe.




Geri dönüşümde Copacabana da doğumgünü olan arkadasim Barbara'nin yanina gectim.Burdaki klüp kültürü tamamen dağıtmaktan olusuyor :) gencecik cocuklarimiz oyle bir iciyorlarki gecenin sonunda kendilerini kaybediyorlar hemde hepsi :) elbette bu benim yolculugumda sadece bir kac sefer yapabilecegim eglencelerden biriydi.gayette keyif aldim.Barbara ve arkadaşları inanilmaz sicak insanlar.Hepsi ingilizce biliyordu gayet rahat anlaştık. Rio gece hayatini gormeden gitmedim demem :p 


Sabah dönerken de boyle guzel bir ani yakaladım. 


Bugün Claudio'nun evine yeni arkadaslar geldi.onlarlada cok farkli bir gun gecirdim.yasadiklarimizida onumuzdeki gunlerde yazacagim.Haftaya Paraguay'a gecis yapacagim.burasi buyuk sehir.para su gibi akiyor.minimumda yasamayi ogreniyorum yavas yavas.
En cok hosuma gidenler; yollarda ciplak ayak yürüyebilmek, istedigin gibi giyinebilmek,yeni insanlarla tanisip farklı diller duymak, siradan hayati her sekliyle kabullenebilmek.
Hobilerim artik bunlar :) 




6 Aralık 2013

" Yağmur "

Botafogo'dan Copacabana'ya dogru yola ciktigimda yagmur filan yoktu günlük güneşlikti her yer. Sonra bir anda ne olduysa oyle bir yagmur indirdi ki sokaklarda gidecegim yeri ararken sirilsiklam oldum.hani donuna varana kadar derler ya aynen oyle.o arada bir suru hikaye yasadim gectigim sokaklarda.terliklerim koptu ciplak ayak yurudum saatlerce.evsizlerle oturup sigara ictim ,3-5 kelime ispanyolca portekizce  ve el kol hareketleri karisik sohbet ettim.cantam tshirtum sortum sirilsiklam halde otobus bekledim nerdeyse benide evsiz sanip para vereceklerdi.gordugum her noktaya sigindim sonra baktim yagmur dinmiyor yola devam ettim.hayatimda ilk defa bu gece gercek anlamda yalniz oldugumu hissettim.bu sehirde derdimi anlatacak kimsem olmadigini yardim istemenin ne kadar zor oldugunu anladim.ama oyle bir sey ki ; bu yolculuga iyiki cikmisim dedim kendime.baska turlu anlayamazdim bu duygulari...para vb bir cok seyin aslinda hic bir degerinin olmadigi zamanlardan birindeyim.. eskisi gibi hissetmiyorum... henuz 4 gun olmasina ragmen icimde bir seyler degisiyor.. sokaktaki insanlarin hayatlarina ortak olabilmek en farkli olani.aslinda o kadar siradaniz ki onu goruyorum.guzel bir is super bir muhitte yasam kaliteli yemekler yiyebilmek elbette cok guzel ama sokakta baska bir sey var sanki.dogal hayatin getirdiklerini kabullenebilmek buyuk erdem gibi geliyor.bugun kendimi ilk defa bu sekilde gordum.ben bile hayt huyt bir insan olmama ragmen gercek anlamda degilmisim.o kadar dogalda degilmisim.kirilip bukuluyormusum megersem.bugun ciplak ayaklarla tum o yollari yururken gercekten dogal bir seyler hissettim dunyaya dair.sel goturmus sokaklarda neredeyse yuzulecek kadar sel olan sokaklarda en ufak bir tereddut halinde olmadan yuruyebilmek.bu benimde yapabilecegim bir sey degildi..sonuc olarak sizlerle paylasmak istedim..belki bir yerlerde birilerine yol icin sebep olur anlattiklarim...umarim olur.yola cikmayi istemekle yolda olmak arasinda gercekten fark varmis.umarim bunu dileyen herkes bir an evvel hayata gecirebilir dilegini...

Sevgilerimle , Rain .

5 Aralık 2013

" Rio dijiniryo "

1 aralik pazar aksami Dubai aktarmali ucagiyla 2 aralik oglen saatlerinde Rio'ya vardim. Ilk gidecegim couchsurften hostum Nelson'in Cobacapanadaki evine gitmek icin Antonio Carlos Jobim havaalaninda 2018 numarali otobuse binerek ilk yolculuguma baslamis oldum. Enteresandi elbette bi anda hayallerim gerceklige varinca bir garip hissettim kendimi. MMutluluktan agladim resmen :) Hala daha burda olduguma hatta 3 gun gectigine bile inanamiyorum :) Nelson'in evine vardiktan sonra blogtan arkadaslarim Burak ve Muzafferle bulusmak uzere sahile indik.Kocaman bir sahil inanilmaz bir manzarasi var gercekten Maravilhosa diyerek dogru bir sey yapiyorlar :) bu ilk fotomuzdu : 
Ilk gece maalesef hostum Nelsonla kalmadim.Arkadaslarim gelince biz her ne kadar ingilizce ispanyolca konusmaya calissakta sanirim biraz rahatsiz oldu.bende daha ilk gunden boyle bir surat cekmek istemedigimi belirterek esyalarimi topladim ve Burakla Muzonun kaldigi Claudio'nun evine geldim.Bu ev bir komün evi gibi :) her milletten insan var gercekten inanilmaz bir sekilde bu kadar kucuk bir eve yani gercekten bir oda bir salon ama kucucuk bir eve nerdeyse her gun 10 kisi sigiyoruz :) Claudio ise gitmeden evvel sabah kalkip hepimiz icin enteresan kahvaltilar yemekler hazirliyor.Herkes mutlu mesut bir sekilde yasayip gidiyor.Hic bir beklenti olmadan bu kadar iyilik yapabilen bir insan daha gormedim cidden.Ev hostel gibi sadece bir kac kural var o da yani bu kadar iyiligin yaninda hic kalir.Evde sigara icmiyoruz birde et pismiyor cunku Claudio vejeteryan :) Fakat yemekleri sahane otesi.Butun bu yardimi yaparken bundan keyif aliyor. Bu da asagida evde kalanlarin bir kismiyla Sugar Loafta cekildigimiz foto : 

Ben kucuk minnak maymusla ;) orumcek maymun olarak geciyormus ismi.


Birde sugar loaf tepesinden ayakli foto :)))


Claudionun evine yerlestikten sonra ilk geceden hemen kendimi disari attim.Elbette gidip gene reggae yapan bir yer buldum cocuklarla birlikte.3 gundur beraber geziyoruz zaten heryeri.Ilk gece gittigimiz yer Lapa'ydi. Buda reggae bardan bir kare : 

Claudionun evi Botafogo'da. Burdan her yere otobusle gayet rahat gidiliyor.Otobus fiyatlari 2, 75 reais. Yani yaklasik 1, 5 dolar kadar. Cambio denilen exchange ofislerde paranizi cevirtebiliyorsunuz.Fakat bu cambiolarin saatleri bir garip.Aksamlari yok mesela.Ya da atmlerden para cekmek istiyorsaniz saat 10a kadar cekmeniz gerek yoksa sonra imkansiz hic bir yerden cekemiyorsunuz.Her yerde bankamatik var hic sorun yok o konuda ama saatleri maalesef kisitli.Buna dikkat etmek lazim parasiz kalmamak adina.
Ilk gunum elbette olayli bitmese olmazdi :) paramiz dogal olarak kalmayinca ve cekemeyincede otostop cekmek zorunda kaldik. Bu da ispati :)) 


Sokak lambasi degistiren bu vatandaslar saolsun bizi kabul ettiler evin sokagina kadar biraktilar :) bizde fotograf cekilmeden gondermedik :) elbette her zaman iyisi denk gelmeyebilir ama bizim o gun sansimiza boyle sempatik insanlar denk geldi.Ilk geceden macera baslamis oldu :))

Eve her turlu sagsalim döndük enteresanda bir deneyim yaşamış olduk boylelikle :)

Ikinci gunumde Sugar Loaf'a tirmandik.Normalde para verip 5dakikada teleferikle cikabilirsiniz ama ormanin icinden yuruyerek yukariya varmak cok cok daha guzel bir deneyim.Sugar Loaf Botafogo'ya 15 dakika mesafeda bir dag.Yukaridan tum Rio'yu gormek mumkun.Aksam 7den itibarende donus için teleferik ücretsiz :) bu yolda insan her şeyin en ucuzunu ve en guzel yontemleri ogreniyor. Rio pahali bir sehir bu yuzden burada dahada dikkatli harcama yapmam lazim . tabikide bu benim butceme gore belirlediğim bir plan.Isteyen herkes butcesine gore burada yapmasi ve yapmamasi gerekenleri belirleyebilir. Ornegin guzel bir yemek icin 20reais bir bira icin 8reais verip lokantada yiyebilirsiniz ya da bunun yerine hostunuzun evindw yemek yiyip sonra market 3-4 reaise biranizi alip sahilde icebilirsiniz.tamamiyle size kalmis bir durum.benim yolum uzun oldugu icin ben daha az butceyle hareket ediyorum ama sanki daha bir keyifli ve mutluyum :) 

Sugar Loaftan sonra aksam Botafogo sahilde yanimda getirdiğim rakimi arkadaslarimla paylastim ve cok guzel bir ani oldu bu bizim icin. 

Dun aksamida boyle kapatmis olduk.

Bugun Ipanema sahiline gittik.Ipanema baya luks bir yer.sahil gercekten cok guzel.biraz kendiliginden kolyem oldu yaninca ama genede cok guzel bir gundu :) dalgalar cok fazla olunca ben denize giremedim dogal olarak ama surf yapmam isteyenler icin mukemmel bir yer. Dedigim gibi Rioda her yerden her yere otobus var ve cok uzun mesafeler degil. Ipanema  ve copacabana yuzebilmek acisindan daha temiz olan sahiller. Botafogo'da cok fazla tekne demirli oldugu icin Claudio orda yuzulmez diyor.bir bilene sormak gerek iste hep :) 

Bugünu yeniden Lapa'ya giderek kapadik ve su cokkk meshur Selaron merdivenlerine gittik. Hani su her brezilyaya gelenin fotosunun oldugu renkli mozaikten merdivenler varya iste orasi :) aksam oldugu icin foto pek cekmedim sonra yeniden gidip gezecegim gene burdan oranında fotolarini paylasacagim. 
Gidis cok kolay , Lapada iceriye barlarin oldugu yere gelmeden evvel soldan bir yokus tirmaniyor.Enteresan bir favela ortamindan gecip merdivenlere ulasiyorsunuz.cok garip hayatlara sahit oluyorum burada.

Gidilen gorulen yerlerin disinda insanlar daha onemli sanki.burada karsilastigim olaylar insanlar konusmalar ve bir cok sey bizim kulturumuzden cok farkki gercekten.herkes daha bir rahat mutlu sevecen sanki hep pozitifler hic dertleri yokmus gibi.yani sokakta satis yapanida zenginide evsizide herkes slowmotionda ve rahat pozitif hareket ediyor.bu ortami gordukce insan "bizde neden yok"  diyor " cikolatalarrr puskevitlerrr" diyor gercekten :)

Simdilik 3gunu boyle bir ozetle yazdim ama internet acisindan biraz rahat olamadigim icin cok fazla detayi paylasamiyorum. Sadece her sey an itibariyle cok guzel.planim burdan sonra amazonlara dogru bir rota cizmek olarak sekillendi.sanirim karnavali bekleyemeyecegim cunku sehir dedigim gibi pahali ve portekizce biraz bilmek gerek.cunku ingilizce anlasmak cok zor pek bilen yok acikcasi buralarda.100de bir bile olmayabilir hatta.


Bir kac gun sonra yeniden gorusuruz :)

Rio'dan kucak dolusu sevgiler !



29 Kasım 2013

" Seyahat Sigortası "

Genellikle yolculardan istenen , genellikle çokta kaale alınmayan fakat aslında önemli bir mevzu bu seyahat sigortası mevzusu.Bende ilerde hem yolda hemde ülke girişlerinde problem çıkarmaması açısından seyahat sigortamı yaptırdım.Herhangi bir sigorta acentasından cüzzi bir miktara yaptırılabilir.Ben yolumun üzerinde bir acentadan 136 tlye 1 senelik ve dünya ülkelerinin bir çoğunda geçerli bir poliçeyi tercih ettim.Hem türkçe hem ingilizce çıktısını hazırlattım.Siz siz olun bence sigortayı es geçmeyin.Başımıza bir şey gelmesin elbette ama biz temkinli olalım genede.






VEEEE ARTIK UÇAĞA BİNİP GİTMEK HARİCİNDE HİÇ BİR İŞİM KALMADI :))

Heyecan hat safhada ! Son 3 gün a dostlar :))

18 Kasım 2013

'' Aşı ''

Bildiğiniz üzre Güney Amerika ve Afrika gibi kıtalarda hayati koşulların getirdiği zorluklardan biri de hastalıklarla savaşmak.Günümüzde bu kıtalarda yaşayan bir çok insanın virütik hastalıklara yakalanma riskleri çok fazla.Tabi bir çok kişi hastalıktan kırılırken bir çoğuda sadece taşıyıcı olarak yaşamını sürdürüyor. İnsanların yanı sıra böceklerden,sineklerden,gıdalardan,sulardan ve her yerden virüs kapma olasılığınız var.

Elbette koşullar bu durumdayken Afrika kıtasına yapılan seyahatlerde genel olarak 'ZORUNLU' fakat Güney Amerika seyahatlerinde kişinin kendisine kalmış bir aşılanma olayı gerçekleşiyor. 

Bende kendi tercihimle bugün tüm aşılarımı yaptırdım.
İlk olarak 'TÜRKİYE HUDUT VE SAHİLLER SAĞLIK GENEL MÜDÜRLÜĞÜ' nün Cevizli'deki temsilciliğine gittim. Bir çok insanın sadece Karaköy'de var sandığı bu merkezlerden Istanbul ili içersinde tam 4 ilçede var. Şu adresten girip bakabilirsiniz : 

 http://www.seyahatsagligi.gov.tr/page/merkezler.aspx  

Ayrıca merkeze gitmeden evvel randevu almanız gerekli,bunu unutmayın derim.Pasaportunuzu ve kimliğinizi muhakkak yanınızda götürün.
Hiç bir ücret ödemeden gerekli tüm aşılarınızı yaptırıyorsunuz.

Saat 11:00 deki randevuma erken gittiğim ve başka kimsede olmadığı için 5 dakika bekledikten sonra doktor hanımın odasındaydım. Dr.Erçin YILDIZ hanım gerçekten çok ilgili ve alakalı davranarak,beni her konuda bilgilendirdi.Sarıhumma ve Tifo aşılarımı orada vuruldum . Tetanoz aşısını ve Polio damlasını tamamlamak içinse beni Aile Hekimime yönlerdirdi. Daha evvelde kendi çalıştığım hastanede Hepatit B aşım tamamlandığı için ona gerek kalmadı. Son olaraksa doktor hanım , Sıtma aşısı günümüzde henüz bulunamadığı için biraz kapsamlı bir kullanım şekli olan iki adet tablet ilaç verdi. İlaç isimlerini burada yazmak istemiyorum çünkü doktor reçetesi ile alınıyorlar. Eğer sizlerde bu aşıları yaptırmak , ilaçları almak istiyorsanız muhakkak sağlık merkezlerinden birindeki hekime muayene olmak zorundasınız. 

Aşılarınız yapıldığında size şöyle bir aşı kartı veriyorlar ;


İçeriğide şu şekilde oluyor ; 





Aşılardan sonra 24 saat alkol almak yasak.Diğer yeme içme durumlarınızda herhangi bir sıkıntı yok.24 saat içersinde çok ağır iş yapmamalı,kendinizi çok yormamalısınız.Başka da dikkat edilecek bir husus yok.

Aşı ve seyahat sağlığı konusunda; Dr. Erçin hanımın anlattıklarından yola çıkarak diyebileceğim en önemli şey ; uzun vadeli yolculuklarda ki eğer benim gibi bir rotaya gidiyorsanız bu aşıları yaptırmanızda fayda var.Yeme-içmeye özen göstermek gerekli.
Özellikle su vb. içecekleri mümkün olduğunca kapalı kutularda-şişelerde alarak , çiğ sebze-meyve yerine daha çok kabuklu olanları tercih ederek kendimizi bir çok salgından koruyabiliriz.Türkiye'de bu kadar dikkat etmiyoruz elbette şimdi bin tane kuralla mı yaşayacağım diyor insan kendi kendine ama maalesef ordaki ülkelerde bu tarz salgınlar şaka değil,gayet ciddi ve ölümcül.Dikkat etmekte fayda var.

Yukarıda verdiğim site linkinde hangi ülkelerde hangi salgın hastalıkların olduğunu öğrenebilirsiniz. 
Ben ormanlarda,bayırlarda gezmeyi istediğim için,uzun vadede çok sağlıklı ortamlarda BELKİ kalamayacağım için,hijyen konusunda BELKİ ÇOK dikkatli olamayacağım için ve beslenmeme de aynı şekilde BELKİ her an dikkat edemeyeceğim için aşı yaptırarak en azından kendimi biraz daha koruma altına almayı uygun gördüm.Belkiler elbette değişebilecek koşullar bu yolculukta.Ama dediğim gibi önlem almakta bir zarar yok.Hiç bir zahmet,hiç bir ücret ödemeden gidin aşınızı yaptırın. 

Sağlık seyahat merkezinden aldığım bir kaç broşürü de burada paylaşmak istiyorum.İçerikleri gayet anlaşılır şekilde, hastalıklar ve korunma yöntemleri anlatılıyor.

SARIHUMMA ;




SITMA ;







Ayrıca bildiğiniz üzre Afrika ve Güney Amerika gibi ülkelerde cinsel yolla bulaşan hastalıklar malumunuz çok ama çok tehlikeli boyutlarda.HIV çok yaygın,AIDS yüzünden ölüm oranı çok yüksek.En önemlisi her ihtimale karşı önleminizi almanız.





Salgın hastalıklar ve korunma yöntemleri dışında ekstra olarak merkezden aldığım ve bir çok insanın uzun yolculuklar sırasında yaşadığı Jetlag durumu hakkında da şu paylaşımda bulunarak yazımı yavaş yavaş sona erdireyim.





Evetttt.Bugün ki yazınında sonuna geldik =) Şu an sağ kolumda ufak çaplı bir ağrı mevcut ama öyle ahım vahım bir şey değil.Sarıhumma'dan kaynaklı belki bir kaç gün sonra ateşim çıkabilirmiş o kadar.
Bu sağlık mevzularını da hallettiğim için çok rahatladım.Bir tek sağlık sigortası yaptırmak kaldı o kadar.
O da gene kişisel bir tercih fakat bazen pasaport kontrollerde sorulduğunu biliyorum bu yüzden en azından bir 6 aylık yaptırmalı.Hiç belli olmaz belki gerekir,pintilik yapmanın alemi yok kısacası :P

Kaldı mı 13 gün ! =))



Cuando llegare , cuando llegare ... ?? 





14 Kasım 2013

''Fidelidad''

Yarın yaklaşık 5 senedir mesleğim olan Radyoterapi Teknikerliğinden ve okuldan sonra ilk olarak işe başladığım Gayrettepe Florence Nightingale hastanesinden ayrılıyorum.
Bir daha Türkiye'ye geri döner miyim ya da başka bir ülkede yeniden bu mesleği yapar mıyım bilmiyorum ama acısıyla tatlısıyla gerçekten tüm maddi manevi duygularıyla çok ama çok güzel bir meslek hayatı geçirdim.Edindiğim dostlar,mesleğe dair öğrendiklerim,hastalarla yaşadığımız güçlü duygular ; her şeye bedeldi diyebilirim.Bu 5 senede aynı yolda yürüdüğüm tüm hocalarıma,ablalarıma,akranlarıma,yeni yetişen genç meslektaşlarıma,RTT derneğindeki tüm dostlara çok teşekkür ediyorum.

Ve bugünün başlığına gelirsek ;
Fidelidad... : Vefa....





                                                             GRACIAS A TODOS!

2 Kasım 2013

'' ATM Kartı''

Bugün ki konumuz çok merak edilen ve herkesin kafasını karıştıran yurtdışında atm kartı kullanımı.
Ben bugüne kadar maddi durumuma güvensem bile kredi kartı kullanmamış bir insanım.Yani ''Benim hiç kredi kartım olmadı abiler'' :P :P 
Ne olursa olsun kendime bu konuda güvenemediğim için yani alışveriş vb.konularda,bende hiç kredi kartı alıp kendimi zor durumlara sokmak istemedim.Bu yüzdende iş yerinden verilen Paracard (ATM kart o da) dışında hiç kartım olmadı.Param varsa alışveriş yaptım yoksa yutkunup oturdum :D 
Dün öğle saatlerinde artık en sonunda gidip İş Bankası'nda hem TL hemde USD hesabı açtırdım ve önümüzdeki hafta kartımın gelmesini bekliyorum.

Neden İş Bankası konusuna gelirsek ; forumlardaki konuşmalarda ve oraya gidip seyahat etmiş ya da şuanda eden insanların deneyimlerine göre İş Bankasının diğer bankalara göre daha kullanışlı ve cep bankacılığı ile internet bankacılığın gayet basit bir kullanımı olduğunu öğrendim.

Eskiden Citibank varken yani henüz Denizbank'a devretmemiş ve şubelerini kapatmamışken insanların büyük çoğunluğu yurtdışına çıkarken Citi'yi tercih ediyorlarmış.Çünkü dünyanın her yerinde geçerli olan ender kartlardan biri buymuş.Fakat şimdi Türkiye ayağını Denizbanka geçirmişler.Belki gene güvenilir olabilir bilemiyorum açıkcası ben biraz daha farklı yönden düşünüp İş bankası olsun istedim.Gene kredi kartı almadım tabi.Çünkü artık çalışan bir insan olmayacağım oraya gidince ,yani en azından bugün geldiği gibi her ay düzenli bir gelir sahibi olmayacağım.Bu yüzdende kredi kartı almamın bir anlamı yok.Sadece atm kartı aldım kısacası.

İş bankasının yurtdışındaki komisyon ücretleri ise şöyle :

-Ne kadar para çekersen çek,$2 (dolar) kesinti yapıyor,bu net bir gerçek.Yani 10 dolarda çeksen aynı 100 dolarda çeksen aynı kesinti.Küçük paralarda değil ama büyük paralarda bu şekilde 2 dolarla kurtarmak iyi fakat genelde küçük paralar çekildiği için ordaki ülkelerde,bu biraz sıkıntı yaratabilir.

-Ne kadar para çekersen çek,$2 kesintinin yanında birde çektiğin paranın %1 'i kadarını da kesiyor.

Yani 100 dolar çeken biri , 100 doların yüzde biri kadarı 1 doları ve 2 dolar yapılan kesintiyle , 103 dolar çekmiş gibi oluyor.

-Herhangi 2 ödeme talimatı vermezseniz veya öğrenci değilseniz,6 ayda bir olmak üzere 50 TL işlem ücreti (güya-kart ücreti diyemiyorlar artık) kesiyorlar.Bilginize.Eğer öğrenciyseniz ya da faturalarınızı ödetirseniz bu parayı vermekten kurtuluyorsunuz.Tabi ben gene kurtulamadım =)

İş Bankası diğer bankaların komisyon ücretlerine göre biraz daha karlı bir seçenek gibi geldi bana ama tabi çok değişken durumlar bu banka olayları.

Oraya gidince bu durumları bizzat yaşayıp gördükten sonra bu konuda gene bir yazı yazılır diye düşünüyorum.Bakalım az kaldı artık. 29 gün sonra göreceğiz hepsini.



Tabi böyle ıssız yerlerde böyle manyaklara da dikkat etmek lazım . Paranızı gündüz çekin cebinize koyun :D

31 Ekim 2013

''Veda''

Bugün , yolculuk öncesi; eşya toplamak,konsolosluğa gitmek,aşı yaptırmak,döviz yaptırmak,atm kartı çıkartmak,arkadaşlarla mümkün olduğunca vakit geçirmek ya da bütün bunlara benzer somut hareketlerden daha farklı bir şey üzerine yazacağım.Çok mutlu ve eğlenceli geçecek bir yol öncesi ki buna tüm kalbimle inansam da şimdi biraz duygusal bir yön mevcut elbet...
Bir çok gezginden de farklı olarak dönüş biletimin olmayışı da sanırım bunu biraz besliyor kendi kendine..
Ve sanırım en önemlisi de yola çıkmadan evvel bu bahsedeceğim duygulardan arınabilmek ve tamamen yola hazır olarak buralardan gidebilmek.

Cibran , Ermiş'te diyor ki : ''Kederlenmeksizin ve huzur içinde gidebilecek miyim bu şehirden? Yüreğimde tek bir yara izi bile taşımadan...''


Bugünlerde kendime sorduğum en büyük soru bu ..

Her şeyi , herkesi arkanda bırakıp gidebilmek elbette kolay değil.
Daha evvel ki yazılarımdan birinde bundan bahsetmiştim.İnsan belli bir noktaya kadar gitmemek adına çok çaba sarfediyor.Fakat öyle bir kırılma anımız var ki o anda karar verip ''tamam'' diyoruz,''benden bu kadar''..''vakit geldi''..''artık gitmeliyim''...
Bedensel ve çoğunlukla ruhsal anlamda da gitmeye hazırım fakat veda etmem gereken tek bir yara izim var sanırım benimde.Beni kederle değil ama 'Affedilme' duygusuyla buradan gönderiyor.Ve şimdi bu kişisel blogta O'nun için bir kaç şey yazmak istiyorum.Yıllar evvel bir mektup olarak yazdığım ve zamanı gelince büyüdüğünde okuyacağı bir kaç satır...

-Üzgünüm.

Belki büyüdüğünü göremeyeceğim.
Bir sürü ilkine şahit olamadım ve olamayacağımda.
Ama her şeye rağmen ; bir gün beni anlayacağını umut ediyorum.
Hep ikimiz adına güzel günlerin geleceğini düşündüm.
Yeniden kavuştuğumuzda nedenler ya da niçinlerle gelmeyeceğinden eminim bu sebepten.
Haklıydın ya da haksızdın da demeyeceksin.
İkimizin bir bakıma güzel bir ortak noktası var.Kan bağı değil bu.Sadece kalp bağı.
Seni ilk gördüğüm günden beri kalbimde hissettiğim bir sevgi bağı bu.
Ve inanıyorum ki gün geldiğinde bu gidişime elbet kendince bir anlam yükleyeceksin.
Her şeyi tam olarak anlamaya başladığında ve hayatın nasıl bir şey olduğunu kavradığında,şimdi yaptıklarımın ya da seçimlerimin sadece benim planlarımdan ibaret olmadığını ve hayatın bir şekilde bana bu yönü verdiğini görmeni diliyorum.
Yinede ne olursa olsun çok fazla anlamlandırmaya çalışma.
Sadece olması gereken oluyor ve hayat devam ediyor.
Ne kadar uzakta olursam olayım,ne yaşarsak yaşayalım,ayrı da geçirsek günlerimizi,aylarımızı,senelerimizi,unutma ki seni her zaman sevdim ve seveceğim.
Kalbimin bir yanı her zaman burada kalacak.Her zaman seni hissediyor olacağım.
     
        ''Onun için beni affet demeyeceğim sana.Ergeç anlayacak ve affedeceksin. 
         Bunu biliyorum.
         Karşılaşmamız kaderdi belki.Ama çektiğimiz çiledir. 
         Bizi birbirimize yakınlaştıran, o korkunç ümitsizlikler ; çaresizliklerdir.
         Acılarımızı yitirmeyelim.''    (Ü.Y.O)


İşte böyle. İnsan gitmeden evvel vedalaşmalı.

Eğer çıkılan yolda bir plan yoksa ve süresizse ve yol belirsizse ve her şeyin olma ihtimali varsa,veda etmeyi de unutmamalı diye düşünüyorum.Bir çoğunuz bunun fazla hüzünlü ya da kederli bir yazı olduğunu düşünebilir fakat tam tersi.Bu yazı umut dolu ve geleceğe dair ümitli bir yazı.Bir veda yazısı fakat bir hoşgeldin yazısı da aynı zamanda.Ama yazılması gerekende bir yazı.



Bu arada Cibran , Ermiş'te , yukarıda ki soruyu sorduktan ve gideceğini Orfales halkına müthiş cümlelerle duyurduktan sonra şöyle devam ediyor : 


'' Gördüğüm her şeyi kendimle birlikte götürmek istemez miyim sanıyorsunuz, ama nasıl ? Sözcükler taşıyamaz ki denizin ötesine kendisini kanatlandıran dili ve dudakları.Yapayalnız dağılırlar boşluğa ve bir başlarına yaşamın gücünü ararlar.. 


Yalnızdır güneşe doğru uçan kartal ,yapayalnız ve yuvasız.'' 





Tüm yalnız uçan kartallara gelsin ;

no tengo lugar
y no tengo paisaje
yo menos tengo patria.


28 Ekim 2013

''Olive Tree''

Bugün sadece güzel bir parçayla bloğu kısa tutma niyetindeyim.
Sözleri İngilizce paylaşıyorum fakat Türkçe anlamıyla bilirsek elbet daha manidar...
Kısaca;
''Sorma nereden geldiğimi...'' diyerek başlıyor şarkıya..
Ve devam ediyor ...
Evim burdan çok uzaklarda..
Neden buralarda göçebelik yapıyorum..
Uzaklarda,hala...


Do not ask me where did i come from?
For my hometown is faraway from here.
Why am I wandering here?
Wandering far, wandering still.

For those little birds that are flying in the air
For those clear streams between the mountains.
For those wide and spacious grassland
Wandering far, wandering still.

But there is more
For that olive tree from my dream,
the olive tree

Do not ask me where did i come from?
For my hometown is faraway from here.
Why am I wandering?
Why am I wandering a far off.
Wandering for that olive tree in my dream





Hayallerindeki zeytin ağacını arayanlara..

27 Ekim 2013

''Gezginler''

Son bir haftadır tanıştığım ve arkadaş olduğum insanlarla, yol heyecanım gitgide artıyor.
Blog tutmaya başlarken epey bir internet araştırması yapmıştım.Bu sayede benim gibi yola çıkmak isteyen,yolda olan ve yoldan hiç vazgeçmeyen güzel insanlarla tanışma fırsatı yakaladım.Belkide internetin en güzel özelliklerinden biri bu olabilir.Tıpkı sizin gibi hayalleri ve amaçları olan insanlarla tanışmak çok faydalı ve heyecan verici bir durum.

Öncelikle 2sefil.blogspot.com'dan arkadaşlarım Burak ve Muzaffer'den bahsetmek istiyorum.
Kendileri yaklaşık 2buçuk ay evvel ,4 aylık ücretsiz izinlerini kullanarak yola revan olmuş,kısıtlı miktarda bir parayla Güney Amerika'yı turlamaya başlayan süper insanlar.Şuanda paralarının da azlığı hatta yokluğu nedeniyle Peru'da kalmış durumdalar =) Ama iki insanın parasının bitip bu denli mutlu ve huzurlu günler geçirebileceğinin gerçek kanıtları oldular benim için.Bloglarına bir göz atmanızı öneririm.Macera dolu aylar geçirmişler ve hala daha geçirmekteler.Onlarda yolda çok güzel insanlarla tanışmışlar ve bir çok güzel anı yaşamışlar.Tek sorunları dönüş biletlerinin olması! Aynen ! Parasızlık vb değil,sadece dönmek istemiyorlar ama iş-güç nedeniyle dönmek zorundalar.Rio'ya vardığımda buluşacağız ve güzel bir rakı sofrası kurulacak =) 

Burak ve Muzaffer sayesinde tanıştığım bir diğer arkadaşımda Sevgi . dirensevgi.blogspot.com'dan onuda takip edebilir ve bir çok faydalı bilgiye ulaşabilirsiniz.Fotoğraflarla anlatımı da ayrı bir güzel. Sevgi benimle aynı kafada yola çıkmış ,24 yaşında bir gezgin.Şuanda Arjantin civarlarında geziyor.Bloğunda bahsettiği gibi couchsurfing'in çok faydasını görmüş.İnternetteki kısıtlı erişimi nedeniyle henüz tam anlamıyla konuşamadık ama takip ettiğim kadarıyla gayet mutlu =) Yolumuz Güney'de bir yerde denk gelirse Sevgi'yle çok iyi vakit geçireceğimizden eminim.Umarım karşılaşırız.

Gene Facebooktaki sayfalardan ulaşıp arkadaş olduğum bir diğer kişide Doruk.
Doruk yıllardır yollarda,son 8 aydır da Peru'da. 3 arkadaş Peru-Calca'ya yerleşmişler ve şuanda Güney Amerika'da geziler düzenliyorlar.Cusco adlı ufak bir köyde yaşıyorlar.Bana yazdığı uzun ve güzel bir mesajda Doruk'un ne kadar güzel ve huzurlu bir kalbi olduğunu anlayabiliyorum.Ortak bir çok ''N''oktamız var hayata dair ve Peru'da yapacağımız sohbetler için şimdiden çok heyecanlıyım =) 

Bir diğer gezgin arkadaşımda sevgili Kemal Kaya.Bir çoğunuzun bileceği üzre yoldaolmak.com internet sayfasının sahibi.Benim onu keşfedişim googleda oralarda nasıl çalışabilirim vb.konuları araştırırken oldu.İnanılmaz düzenli ve takdire şayan sayfası sayesinde helpx.net ile tanıştım ve daha bir çok bilgi edindim.Daha sonra kendisini facebook üzerinden buldum ve sayfayı takibe aldım.Kendiside sağolsun benim yazılarımı paylaştı.Kemal bey çok uzun yıllardır gezgin.İşi gücü bırakıp kendine tek yön bir bilet alıyor ve yola çıkıyor.Gezdiği gördüğü yerlerden yaptığı paylaşımlar mükemmel.Ve çok çok zengin olmak gerekmediğinin tam anlamıyla bir örneği.İçinde yol aşkı oldukça her şeyin nasıl da güzel yapılabileceğini bizlere anlatıyor.Bir gün bir yerlerde onunla da karşılaşmak ümidindeyim.


İşte böyle..
Dünyada her zaman kötü yok.Dünyada her zaman kötülükler-kötü olaylar-kötü insanlar da yok.
İnsan eğer isterse nazik,kibar,misafirperver,hoşgörülü,mütevazi,anlayışlı vb. bir çok şey olabiliyor.Önemli olan kalbimizden gerçek anlamda ne hissettiğimiz,nasıl duygular içersinde olduğumuz.
Gitmeden evvel bu kadar güzel insanla tanışmış olmam tesadüf olamaz.Bu içimizdekilerin sadece dışavurumu.Ben ne bekliyor ve ne arıyorsam hayatta karşıma o tarzda ve o duygularda insanlar çıkartıyor.Kendimi bildim bileli tüm dostluklarımda böyleydi,okul hayatımda,iş hayatımda böyle geçti.Bunun için yaş,din,dil,ırk hiç bir şey önemli değil.
Elbette fikirlerin uyuşmazlığı vb.konular mühim ,özellikle son yıllarda aylarda yaşadığımız olaylardan sonra herkese şüpheyle ve önyargıyla bakar olduk.En yakınımız dahi olsa bizimle farklı fikirlere ya da hayat tarzına sahip olan insanlara karşı 'aşırı' tepkiliyiz.Fakat düşününce çok büyük hayat memat meselesi değil bu durum.Farklı insanlar tanımak,bizden farklı düşüncelere sahip insanlarla ve hayat görüşleriyle tanışmak zaten bizi bir adım öne götürüyor.Daha çok deneyim kazanmamızı sağlıyor.Kendimizin farkına varıyoruz.Olay tamamen kalplerimizde bitiyor açıkcası.Ön yargılı olmanın kötü bir davranış biçimi olduğununda farkına varıyoruz.


Sadece 35 gün sonra yeni bir hayata ve yola adım atacağım.
Ve şimdiden başıma bu kadar güzel şey gelmiş olması bile bir şeylerin beni yola hazırlıyor olduğunu düşündürüyor =)
Güven ve inanç duygularımdaki eksikliği ve insanoğluna karşı hissettiğim sevgiyi pekiştirecek yaşadıklarım ve yaşayacaklarım.Tüm kalbimle buna inanıyorum.

O zaman Matisyahu'nun One Day parçası ile güzel ve anlamlı bir video gelsin bu yazı üzerine ;








25 Ekim 2013

''Başka Deneyimler''

''Şimdi düşününce, yaşamım; birbirinden ayrı parçalar halinde yaşanmış çok uzun bir süreç gibi geliyor bana. Hayatın kısa olduğunu söyleyenlerle aynı düşüncede değilim. Tersine, çok uzundu, çok uzundu iç sürem. Uzun yıllar yaşadım. İstemek, bazen de tutkulara kapılmak, aradığını bulamamak, ardından da umulmadık rastlantıların verdiği mutluluklar… İşte buydu bütün “hayat” dedikleri. İstediklerinin olmaması ile onların yerini doldurmaya çalışan başka şeyler… Deney de buydu, “hayat deneyi” dedikleri. Güzel şeyler de vardı: Çeşitli görünüşler, yeni gelinmiş kentler, kadın bacakları, kimi yerde doğanın görünüşleri, güneşin vurduğu deniz, deniz kokusu, bahar sabahları, kalabalık iskeleler… Ardından da çekip gitmek gerekiyordu, zamanı iyi seçilmeliydi ya da kendiliğinden gelmeliydi o zaman. Buydu hepsi… ''  

Demir Özlü , Bir Beyoğlu Düşü adlı eserinde hayata dair tüm yaşanmışlıkları ve ömrümüz boyunca ''aslında beklediklerimizle - gerçekte başımıza gelenler'' arasındaki o çoğu zaman çok zor atlattığımız durumu net bir şekilde özetliyor.

Olmasını istediklerimiz,hayallerimiz ve bunlar olmayınca bir şekilde yerlerini doldurarak hayata devam edişimiz,bu duruma alışık hale gelmemiz,kurallarla ya da bize verilenlerle yaşamaya itiraz edemeyecek durumda şartlanmamız.

Tam bu noktada aklıma ; hayat görüşümü değiştirecek kadar bana yakın olan şu cümleler,Alexander Supertramp'in yolda karşılaştığı ve yaşı hayli geçkin olan Ron'a yazdığı satırlar geliyor ;



''Sana önerdiğim şeyi tekrarlamak istiyorum; yaşam tarzında köklü bir değişiklik yapmalı, daha önce hiç duymadığın ya da yapmakta kararsız kaldığın türden şeylerin tamamını yapmaya başlamalısın. Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de, insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak çizilmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum.''



Elbette insanın yaşadığı koşullara uyum sağlaması ve bu durumdan rahat olması,özellikle de mutlu olabilmesi kötü bir şey değildir.Fakat rutine bağlı bir hayat ve aslında olmak istediğin yerde değilken orada olmaya 'mahkum' bir şekilde uyum sağlamak ve bunu değiştirmek adına hiç bir şey yapmamak insan için en büyük yanılgı olsa gerek.Değişimin ilk adımını atmadan önceki ,atıldığı andaki ve en sonuna gelindiğindeki riskleri düşünmekten hareket edemeyen insan olduğu yere çakılı kalmayı 'elimden gelen bu ' ya da ' başka ne yapabilirim ki,ancak bu kadar oluyor' gibi cümlelerle savunuyor.

Hayatımın tam 24 senesini bir şeylere bağlı kalarak yaşadım ve bu durum içimde fırtınalar koparsa da,ruhumu eritip bitirse de bunu değiştirmek adına pek bir şey yapmadım.Çünkü mevcut şartların değişimi için attığım adımlar 'asilik,delilik,kendini bilmezlik,toplum dışı hareketler,aptallık,öfkeyle kalkmak vb.' gibi yorumlanınca daha da fazla gitme isteğiyle dolup taşıyordum.Gitme isteğini durdurmaya çalıştım elbet.Riskleri düşünmekten ve çoğu zamanda sadece düşünmekten çok ama çok fazla düşünmekten atım atamadım.Tıpkı Alexander'ın yol arkadaşı Ron gibi düzenli bir hayata şartlanmıştım ve bunu değiştirmek aklımdan geçmiyordu.Geçiyordu ama korkuyordum.Gün gelecekti okuyacaktım,gün gelecekti iş bulup çalışacaktım,gün gelecekti düzgün bir adam bulup evlenecektim,gün gelecekti çocuklarım olacaktı,sırasıyla torunlar,emeklilik,bayramlar,ve ihtiyarlıkla gelen huzurlu bir ölüm isteği.
Hala daha yadırgamıyorum,bütün bunların ortalama bir insan hayatında olabilmesi ve her şeyin tam anlamıyla güzel gitmesi bile bence mucize.
Şimdi soracağımı dünya tarihindeki milyonlarca insan sordu ve hala daha soruyor : Ama olması gereken bu mu? Bu dünyaya geliş amacımız sokaktaki insandan daha iyi koşullarda yaşamak ve onları her gördüğümüzde Tanrı'ya şükretmek ve bizden daha iyi durumda olanlardan da daha akıllı ,zeki ve huzurlu olduğumuzu düşünerek yaşamak mı? Ben neden burdayım,bütün bunların hepsinin olma sebebi nedir? Bu kadar basit mi aslında , rutin ve olması gereken şeyler ,belli bir amaç ve sonra göçüp gitmek...


Dünya bu denli büyük ve keşfedilmeye açıkken,yepyeni deneyimler,yeni hayatları tanıma şansı,bütünüyle çok farklı yaşamlar tam önümüzde dururken , ormanlar nehirler yeryüzü ana bize her koşulda ayakta kalabilmeyi vaadetmişken ,aynı koşullarda mutlu olmaya çalışmak ve alışmak ve çoğu zamanda mutsuzluktan yakınmak için burda değilim.Demin yukarda bahsettiğim soruları artık sorgulamıyorum.Neden sorusu sürekli beraberinde başka soruları getiriyor ve bu gittikçe büyük bir yük oluyor insanın omuzlarında.Mutsuzluğa bu yüzden sürükleniyor insan.Çünkü değiştirmek adına bir şey yapmadan sorulan bu soruların bir anlamı olmuyor.Ve aslında en önemlisi de bir anlam aramaya gerek yok.Bedenen ya da ruhen bir şeylere anlam katmak için gelmemişte olabilirim.Bunu kavramış olmak bana artık huzur veriyor.Çok fazla düşünmek istemiyorum ve anlamlandırmaya çalışmaktan yorgun düşen zihnimi sadece yaşayarak tazelemek adına yola çıkıyorum.

Yapacağım bu yolculuk kimilerine göre 'cesaret' , kimilerine göre 'arayış' , kimilerine göre 'aptallık' , kimilerine göre de 'saçma' .. Ama bence hiç biri değil. Ben kendimi çok cesur ya da çok aptal ,  ya da çok amaçlı - çok amaçsız , ya da maceraperest , ya da hayalperest vb.şekillerde görmüyorum.Yalnız da hissetmiyorum.Kaçıyor gibi görünsem de aslında çoğu zaman kendim için böyle hissetmiş olsamda , şimdilerde anlıyorum ki kaçmıyorum. Kendimden kaçmayacak kadar kendimi anlamış durumdayım.Bir gayem bir hedefim geleceğime dair ortalama bir planımda yok. 

Ve inanın bu inanılmaz bir huzur veriyor.Çünkü bağlarımdan kurtuldum ve bunu kalbimin en derininde hissediyorum.Yaşadığım bütün bir hayat,aşklar,dostlar,acılar,zorluklar,mutlu mutsuz geçirdiğim tüm anlar ve insana dair tüm duygular gözlerimin önünden geçiyor ve bunları deneyimlemiş olmaktan dolayı gerçekten huzur doluyum.

Latin topraklarına adım atacağım anda dünyanın başka bir ucunda,belki bir gün Afrika'da , belki yıllar sonra Kamboçya'da,Nepal'de,İrlanda'da ya da dünyanın başka bir yerinde ...Belki parasız belki zor şartlarda belki de bambaşka koşullarda.. 

Ben bu kapıdan çıkıp gittiğim için hiç bir zaman pişman olmayacağım bir hayat yaşadım.İnsan yaşamında yılların değil ama deneyimlerin çok daha mühim olduğunu ve gençliğim her ne kadar şu dönemde işime yarayacak olsa da,insan ruhu için yaşın ya da maddiyatın ya da içinde bulunduğu koşulların hiç bir zaman önemli olmadığı düşünüyorum.

Önemli olan bu anda bu duyguyu hissedebilmiş olmak ve artık farkında olabilmek..
Artık nefes alabilirim. 

Tıpkı Eddie Vedder'in sözlerinde olduğu gibi ;